Pırlanta’nın Öyküsü

Pırlanta’nın Öyküsü

İngilizcesi “diamond” olan elmas kelimesinin kökeni, Yunanca “adamas” kelimesinden gelir. Adamas, “ateşe, çeliğe eşsiz direnci olan, yenilmez, bükülmez, sert” anlamına gelir. Ömür boyu sürecek, sadakati, güveni temel alan, güçlü bir evlilik birlikteliğini anlatmak için bundan daha iyi bir sembol olabilir mi? 

Günümüz nişan yüzüklerinin ilk örnekleri düz, demir bir halkaydı. Eski Roma geleneğine göre, bir kadın ve bir erkek arasındaki evlilik sözleşmesi, kamusal bir söz niteliği taşıyordu. Bu değerli söz, yaşam ve sonsuzluğu simgeleyen bir halka ile onurlandırılırdı. Başta demir olan halkalar M.S. II. yüzyılda altına dönüştü ve sonsuza kadar sürecek beraberliğin ayrılmaz bir parçası oldu. Çoğunlukla bu yüzüklerin içinde kişiye özel duygu yüklü mesajlar yer alırdı. “Yüreğim senindir”, “Ben seninle olmak için gönderildim”, “Biz bir’iz”, “Sadece sensin dileğim” gibi duygu yüklü sözcüklerin olduğu eski Roma yüzükleri halen birçok Avrupa Müzesinde sergilenmektedir.

Altın halkanın ardından, zaman zaman bazı soylu sınıfların düğün törenlerinde, damadın geline çeşitli değerli taşlarla bezenmiş yüzükler takması dikkat çekiyordu. 1200 ’lü yıllarda Fransa’da, Kral IX. Louis, yalnızca kraliyet mensuplarının güçlerini, asalet ve varlıklarını göstermek üzere elmas takabileceklerini deklare etti.

Elmas, evlilik bağını simgeleyen halka yüzük ile, XV. yüzyıldan sonra buluştu ve bu birliktelik yüzyıllarca devam edecek bir geleneğe dönüştü. Dünyanın en sert ve en parlak değerli taşı elmasın aşkla özdeşleşmesi, XV. yüzyılda Avrupa’da krallar, kraliçeler ve soyluların düğünlerinde erkeğin hayatının kadınına elmas yüzük sunmasıyla oldu.

Günümüz baget kesiminin öncüsü olan balıksırtı elmaslar, Avusturya Arşidükü Maximilian’ın eşi Mary’ye verdiği gotik “M” harfi seklinde tasarlanan yüzükten ilham alıyor.  
Daha da eskilere gidersek Eski Yunan’da Aşk Tanrısı Eros’un okunun ucunda bir elmas olduğuna inanılırdı. Elmas, Hindistan’da ilk defa bulunduğunda göz alıcı güzelliğiyle akılları baştan aldı.
O dönemde elmasın, insanı bütün kötülüklerden koruduğuna inanılırdı. Romalılar elmasa sertliği nedeniyle büyük önem verirlerken, Çinliler elması oymabaskı aleti olarak kullanıyorlardı.

Vatikan Saraylarında bulunan minyatürlere göre, İtalya’nın en ünlü ve soylu ailelerinden Medici’lere mensup Constanzo Sforza ile Camilla D’Aragona’nın 1475 yılında Pesaro’daki büyük şenliklerle kutlanan düğün töreninde ilk kez erkeğin eşine bir elmas yüzük sunduğu görülür. Tarihte aşk sembolü olarak sunulan, resmi kayıtlara geçen ve aslı da Viyana Güzel Sanatlar Müzesi’nde sergilenen elmas yüzük, Avusturya Hanedanı’ndan Arşidük Maksimilian’ın Hollanda asilzadesi Burgundy’li Mary’e sunduğu balık sırtı elmaslarla bezeli ve daha sonra İmparator olan Maximilian’in isminin baş harfi olan M şeklini taşıyan Gotik tarzdaki yüzük idi. Kayıtlara göre nişandan önce Arşidük’e yazılan 1477 tarihli mektupta şöyle bir ifade yer alıyordu:
“Dükümüz nişan sırasında yanında elmaslı bir yüzüğün yanısıra, bir de altın yüzük bulundurmalıdır.” 

XV.-XVI. yüzyılda henüz pırlanta kesimi bilinmediği için elmaslar yüzüklerde ham haliyle kullanılıyordu. XVI. Yüz yılda soylu sınıflardaki aşıklar dünyanın en sert taşı olan elması birbirlerine gizli mesajlarını iletmek için de kullanıyorlardı. Birçok aristokratın flört şekli olmuştu bu… Camlara elmaslarla kimsenin göremeyeceği şekilde gizli romantik mesajlar yazarak sevdikleri kişiyle haberleşiyorlardı. 1630’larda Rönesans kuyumcuları teknik becerileriyle yeni bir nikah yüzüğü tasarımı yaptılar.

Latince “ikizler” anlamına gelen “gemelli” kelimesinden türetilen “gimmel” yüzükleri ortaya çıktı. İki yüzüğün bir araya gelmesinden oluşan girmeli yüzüklerinde aşk ateşinin sembolü olarak yakut, kalıcı ve güçlü aşkın sembolü olarak da elmas kullanılıyordu. Altın ve mineli ellerin tuttuğu yüzükte Latince şöyle yazıyordu: “Tanrının birleştirdiğini hiçbir kul ayırmasın.” Bu romantik ifade şekilleri, o dönemdeki beraberlikler ile karşılıksız veya karşılıklı aşkların çok daha tutkulu olduğunu düşündürüyor…

XVIII. yüzyıla geldiğimizde popüler “taçlı kalp” tasarımının birçok versiyonu yapıldı. Bu dönemde İngiliz Kraliyet Ailesi’nde biri yakutlu diğeri elmas iki kalbin bir taç ile şahlandırıldığı nişan yüzükleri moda olmuştu.
XIX. yüzyıla geldiğimizde dönemin maharetli ustaları, elmasın o eşsiz ışıltısını ortaya koyacak 58 yüzeyli yuvarlak pırlanta kesimi keşfettiler ve vurgu, montürden ziyade taşın kendisine kaydı. Artık pırlanta yüzüğün efendisi yuvarlak kesim pırlanta olmuştu. 1886 yılında New Yorklu ünlü kuyumcu Tiffany, pırlantanın tüm yüzeylerden ışık alarak parlamasını sağlayan ince bir platin halka üzerinde altı platin tırnak ile taşı monte ettiği hala tüm dünyanın en sevilen tektaş pırlanta tasarımını yaptı. 58 yüzeyli ışıl ışıl bir pırlanta (brilliant cut) ile ikonik Tiffany montür bir araya gelince, 130 yıldır aşk denince ilk akla gelen yüzük ortaya çıkmış oldu.


Alyansın asırlardır sol elin yüzük parmağına takılmasının nedeni, eski bir Mısır inanışına göre sol el yüzük parmağından doğruca kalbe giden bir damar vardı. “Vena Amoris” yani “aşk damarı”. Günümüzde modern tıp aslında böyle bir damarın olmadığını kanıtlasa da bu romantik gelenek – sol el yüzük parmağına alyans takma geleneği – pek çok kültürde yüzyıllardır devam etmektedir…  

Günümüzde tüm dünyada özellikle gelişmiş ülkelerde aşkın, sevginin, sonsuza dek sürecek güçlü beraberliğin simgesi olarak evlilik teklifinde erkeğin kadına bir tektaş pırlanta sunması bir gelenek halini aldı. Birçok mücevher firması farklı tektaş modelleri tasarlasa da halen en büyük ilgi gören ve pazara hâkim olan montür, klasik 4 veya 6 tırnaklı modeldir. Pırlantanın yuvarlak kesim dışındaki zümrüt kesim, kalp, damla, oval, markiz, prenses kesim gibi farklı şekilleri de pazarda farklı zevke sahip kadınlara hitap etmektedir.


Pırlantanın büyüleyici güzelliği ve ateş saçan ışıltısına hayır diyebilecek epey az kadın vardır hele bir de sevdiği erkeğin aşkının sembolü ise manevi değeri, maddi değerinden fazlasıyla üstün ve özel olur… Pırlanta dünyasının duayeni De Beers’in çok uzun yıllar önce pek çok kez “en iyi reklam sloganı” ödülü kazanan “A diamond is forever” – “Pırlanta sonsuza kadar” sloganıyla yaptığı pazarlama çalışmaları bu geleneğin uzun yıllar tüm dünyada hızla yayılmasını sağlayan bir unsurdur.

Her pırlanta, doğadaki mucizevi oluşumu sırasında meydana gelen doğanın parmak izlerine sahiptir. Bu nedenle her pırlanta biriciktir, doğada bir eşi daha yoktur. Tektaş ışıltısı ile büyüleyici ve ilham vericidir. Hediye edilen kişinin de hediye eden için özel ve tek olduğunu ifade eder. Bu nedenle ölümsüz aşkın sembolü tektaş pırlanta ile evlenme teklif etmek çok anlamlıdır.

-Alıntıdır-

Bu makale kişi tarafından ziyaret edilmiştir.

Bu gönderiyi paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


Favorilerim 0
Favorilerim Alışverişe devam et